Yaza(maya)bilenlere…

Yaza(maya)bilenlere…

Yazmak diyince akla gelen kamaşma, durup dururken gözünün seyirmesi gibi bazen.. Ha deyince gitmeyen…
Harflerin ve hecelerin cümle oluşturabilmek için bir araya toplanması, imece usûlü bir dert inşaatıdır çoğu zaman.
Yazmak, sıradan insanların harcı değil; sırayı bozmak gerekiyor önce…
Bir şeyler yazmak istediğin zaman değil; o yazmak istediğin “bir şeyler” yazılmak istediği zaman yazabilirsin ancak…
Onlar isteyebilir, sen isteyemezsin…

Yazmak, içindeki renksiz bir bulutu yağmur haline dönüştürüp insanların arasına indirir gibi, onların anlayabileceği bir hale getirme telaşı bazen…

Herkes her şeyi yaza(maya)bilir…
Elbette küpün içinde ne varsa dışarı o taşar…
Güzel adamlar vardır ki, çirkin şeyleri bile güzel yazarlar, çirkine aşık ederler…
Bazı çirkin insanlar da var ki, her güzelliği kendi çirkinlikleriyle boyayıp “güzel” diye satmaya çalışırlar…

Güzel yazılar yazmak her şeyden önce güzel insanları okumaktan geçer…
Yazmak gibi bir derdi olmayanlar için “yazamamak” çoğu zaman bir problem teşkil etmez, etmemelidir de zaten…

Yazmak savaşmaktır bazen, pes etmiş insanların harcı değildir…
Kimisi için yalıtılmış bir dünyadır, kendi dünyasından ufak pencereler açar yazarak…
Kimileri kanıyla yazar cümleleri, kimileri ise ağzından akan salyalarla…
Yazmak bir terapidir bazen, bazen de bir haykırış…
Kimini sakinleştirir, kimini hırçınlaştırır…
Kimi derdini anlatır, kimi ise dertsiz başına dert açar yazdıklarıyla…

Yazmak..
Planlı ya da plansız..
Bazen ne yazacağını düşünmeden beyaz bir kağıdın üstüne çaresiz lekeler bırakmak…
Bazen de ne yazacağını bilerek, acıtarak, sancıtarak…

Yazmak bazen ses olmaktır, yazılmaya duyulmaya ihtiyacı olanlara..
“Bakın ben sizi anlıyorum, derdinize ortağım, sizi hissediyorum ve sizin anlatmak duyurmak istediklerinizi duyuruyorum” diyebilmenin yoludur yazmak…

Yazmak…
Bazen rûyâ ile gerçeğin arafında ama her daim hakk’ın aşk’ın tarafında kalmak…
Bazen yaşamaktan -gönüllü-  vazgeçmektir yazmak…
Bazen de yaşamaktan gönüllü vazgeçenleri yazabilmek…
Ölmeden ölebilmektir bazen yazmak.

Yazmak bazen hakkı savunmaktır…
Hakk bildiğini haykırmak…
Ümmetin derdiyle dertlenmek, suskunların dili olmaktır…

Kimi yazarlar, hayat tasavvuru ve eşyâya bakışındaki dejenerasyonun farkına varmadan, enâniyet hissini kamçılayarak ve  hümanizm algısını merkeze alarak aklı ilâhlaştıran, bilimsel tecessüsünü yaratıcısına kafa tutacak bir küstahlık kertesine vardıran nevzuhur bir telâkki ile aslında insanlığa utanç armağan eder yazılarıyla…

Kimi yazarlar ise eşyâya tahakküm ile değil tefekkür ile bakan/baktıran, kalp ve kafa izdivâcını tesis eden/ettiren, bizleri teknolojinin esâmesinin okunmadığı zamanlara taşıyan, yeryüzüne varlıklara doğaya san’at-ı İlâhi ile bakan/baktıran, Arz’ı kendilerinden sonraki kuşaklara daha yaşanılır bir vaziyette tevdî edilecek bir emanet olarak gören/gördüren bir bilinç hali aşılar, tesis eder yazdıklarıyla…

Kimileri yazdıklarıyla bizi ahirete yabancılaştırıp dünyaya yakınlaştırır, sefâhete yanaştırıp Allah’tan uzaklaştırır…

Kimileri ise, bizlere ölmeden ölmeyi, her daim Hakk’ı gözetmeyi, hayrı ve şerri, hakk’ı ve bâtılı kuyumcu titizliğiyle analiz edip bizlere sunarak İslamî, insanî ahlakî vasıflar kazandırarak ahiretimizi tahkim ve tesis eder…

Herkez fıtratına uygun yazar…

Demiştik ya içeride ne varsa dışarıya da o taşar…

Yazmak, yazabilmek zor iş azizim…

Yaza(maya)bilmek zor…

Bundan daha zoru ise ne yazacağını değil ne okuyacağını bil(e)memek…

Modern tasallut paçalarımıza yapışmışken, üstümüze zift gibi bulaşmışken ve rafine edilmemiş doğru-yanlış her bilgi önümüze seriliyorken, ne yazacağımızı ve ne okuyacağımızı bilebilmek…

İşte bu bilgi her şeyden daha çok önem arzetmektedir…

O halde bu bilinçle yazmak/okumak gerek…

O halde haydi bismillâh…


Şükrü Yaşar

Bir Cevap Yazın