Uydum Hâzır Olan İslamoğlu’nun Aklına !..

Allah vahyini Cebrâil a.s. ARACILIĞI ile Hz. Peygamber(s.a.v.)’e bildirmiş. Yani Allah insanlığa vahyi, bir melek olan Cebrâil a.s. ARACILIĞI ile değil de içimizden olan, bir insan olan Hz. Peygamber (s.a.v.) ARACILIĞI ile bildirmiş. Hz. Peygamber (s.a.v.) de Allah’tan gelen vahyi arap dili ile yani bir lisan ARACILIĞI ile insanlara bildirmiş. Daha sonra Sahabe ARACILIĞI ile vahiy korunmak için ezberlenmiş ve aynı zaman da bir de yazılmış. Yani ezber ve yazı ARACILIĞI ile korunmuş ve diğer nesillere aktarılmış. “İleride arap dili değişebilir, erozyona uğrayabilir, kelimelerin manaları çağa göre değişebilir, kelimeler yanlış anlaşılabilir” endişesiyle dil âlimleri ve ulemâ Asr-ı Saadet döneminde konuşulan fasih arapça’yı korumak için de titiz çalışmalar yapmışlar, yani Allah’ın “Muhakkak ki, anlayasınız diye biz onu ARAPÇA indirdik” buyurduğu üzre, ileride Kafir modernistlere uyup ta “Hayır o kelimelerin anlamı 1400 yıldır anlaşıldığı gibi değildir, şöyledir, 1400 yıldır yanlış anlaşılmıştır” diyerek kafalarına göre kelimelere anlam giydirerek, ideolojilerini ayetlere söyleterek tahrif etmesinler diye, Nüzûl döneminde konuşulan fasih Arap dili de ulemâ ARACILIĞI ile korunmuş.

Ayrıca ayetlerin nüzûl sebebini, nüzûl tarihini, manasını, maksadını, Murâd-ı İlâhi’nin nasıl anlaşılması gerektiğini, Hz. Peygamberin (ve Sahabenin) Kur’ân’ı nasıl anlayıp nasıl yaşadığını bütünüyle ihtivâ eden bilgi kaynağı olan Hadisler ve Sünnet de Sahabe ve sonraki nesiller ARACILIĞI ile korunmuş ve nakledilmiş büyük bir titizlikle, bununla birlikte Peygamber (s.a.v.) ve Sahabe ile başlayan ve Kur’ân’ı Sünnet’i yani Nassları doğru bir şekilde anlama metodu olan Usûl İlimleri Ulemâ ARACILIĞI ile meydana getirilmiş ve her asırda daha geliştirilmiş.

“Allah Kur’ân’ı korumayı vaadetmiştir, peki nasıl korumuştur?” sorusunun da cevabı niteliğinde olan bütün bu unsurlar Allah ile insanoğlu ARASINDA birer ARACIDIR… Evet Aracıdır çünkü Allah, bütün insanları büyük bir meydana toplayıp “Ben sizi yaratan Rabbinizim, şunları şunları yapacaksınız, bunları yapmayacaksınız, şöyle olacaksınız, böyle yaşayacaksınız” şeklinde vahyetmemiştir hâşâ… Hikmet-i İlâhî ile her daim ARACILAR olmuştur… Sünnetullah böyledir çünkü.

Günümüzde ise, arapça bilmediği için Kur’ân’ı okuyamayan, okuyabilmesi ve anlayabilmesi için kendisine tercüme edecek birilerinin ARACILIĞINA ihtiyaç duyan ya da kırık-dökük, yarım yamalak bir arapça bilgisiyle Kur’ân’ı tercüme etmeye kalkışıp züccaciye dükkanına dalan fil misali yıkıp dökmedik birşey bırakmadan binlerce hata yapan birtakım yarım akıllı zerzâvat çıkıp diyor ki;

“ARACIYA ne gerek var, Peygamberin Kur’ân’ı açıklamasına ve nasıl anlaşılması gerektiği konusunda örneklik ve rehberlik etmesine ne gerek var, Sahabeye bakmaya ne gerek var, fasih arap diline ne gerek var, Nüzûl tarihine/sıralamasına ve nüzûl sebebine ne gerek var! Bunca ARACIYA ne gerek var! Bunun adı Ruhbanlıktır, Şirktir..
Biz modern Müslümanlar; eğer birisi bize Kur’ân’ı okuyup tercüme etme ARACILIĞINDA bulunursa, ne denilmek istenildiğini rahatça anlayabilir, yorumlayabilir, manasını keşfedebilir, insanlara ayetlerde ne denilmek istendiğini anlatabilir, açıklamasını, tefsirini yapabiliriz tabii ki, çünkü Allah bize akıl vermiş…”

Ve bu birtakım zerzavatları pir edinen, şeyh edinen, rehber edinen binlerce yarım akıllı da “İslamoğlu doğru söylüyor, Edip haklı, Taslaman hoca bizi aydınlattı v.s.” diye benimseyip papağan gibi bu muğâlatayı diline sakız edip, bu fikirler kendisine aitmiş gibi ortalıkta arz-ı endâm ediyor…

He gülüm.. He paşam…

Siz hiç kimseyi aracı edinmiyorsunuz, ne Peygamberi, ne sahabeyi, ne peşine vagon olduğunuz hoca müsveddelerinizi… ne mutlu ki sizlere kendi kendinize düşünüp imâl-i fikr edip hakîkate aracısız ulaşmışsınız…

Tebrik ediyoruz sizleri…

Şükrü Yaşar

Bir Cevap Yazın