Mezheblere Dair…

Mezheb, yol demektir, usûl demektir. Kur’ân’ı ve Sünnet’i doğru anlama yolu, metodu, usûlü demektir. Mezhep kaçınılmaz bir zorunluluktur.
 
Günümüzde “Ben mezheblere uymam, sadece Kur’ân ile amel ederim.” diyen ya da “Ben mezheplere uymam Kur’ân ve Hadis ile amel ederim” diyen kişi de kendi Kur’ân anlayışını ya da kendi Kur’ân ve Sünnet/Hadis anlayışını esas aldığı için kendi usûlünü, kendi metodunu, kısaca kendi mezhebini ihdas etmiş olur.
Lakin gel gelelim, iş pratiğe, fiiliyata geldiğinde bu koca koca beylik iddialar delinmiş balon gibi tıslayıp söner.
Çünkü ömürlerini bu işe harcasalar gidebilecekleri en uç nokta, en zirve nokta; son Osmanlı Fakihlerinden muhakkik İbn Âbidin’in tercihleri olabilir ancak. Daha öteye geçemezler.
 
Neden geçemezler; bunu bir örnek üzerinden söyleyelim;
mesela Kur’ân’da geçen abdest ile ilgili ayetlerden Mâide/6 ayetinde geçen abdest ile ilgili hususlar sıralanırken “kadınlara dokunmuş olup ta su bulamazsanız teyemmüm edin…” ayetinde geçen “dokunma” kelimesi hakkında aklen ve ilmen ortaya sürülebilecek iki görüş vardır; birincisi cinsî münasebet, diğeri ise ten temasıdır, üçüncü bir görüş yoktur, imkansızdır, var diyen ancak “ruhların temasıdır” diyebilir ya da “göz göze bakışmak, gözlerin temasıdır” diyebilir, bu görüşleri ise aklı başında olan birisi iddia edemez.
 
Bu sözkonusu “ben mezheblere uymam” diyen vatandaş, sergileyeceği anlama performansı (!) ve tefakkuh (!) faaliyeti sonucu eğer birinci görüşe ulaşır ise İmam Ebû Hanîfe’nin görüşüne isabet etmiş olur, ikinci görüşe ulaşır ise İmam Şafiî’nin görüşüne isabet etmiş olur. Üçüncü ve Dördüncü görüşe ulaşır ise psikoloğa götürmek icab eder.
 
Ya da mesela Namazda ellerin kaldırılıp kaldırılmayacağı hususunda iki görüş vardır, çünkü Peygamber(s.a.v.) efendimizden bu konuda iki farklı rivayet gelmiştir, çünkü efendimiz (s.a.v.) bazen elini kaldırmış, bazen kaldırmamıştır, bu durum Sahabe efendilerimizin bizzat şahitliğiyle sabit bir husustur. Bu konuda “Ben mezheplere uymam” diyen zerzavat “Namazda eller kaldırılmaz” der ise İmam Ebû Hanîfe’ye, “Namazda eller kaldırılır” der ise İmam Şafiî’ye isabet etmiş olur. Bunların dışına çıkılıp 3. bir görüş olarak “Her ikisi de yanlıştır, namazda eller yanlara açılır” der ise psikoloğa havale ederiz.
 
Bu durum diğer bütün meselelerde de aynen böyledir.
 
Sonuç olarak, örnekte de görüldüğü üzre, ortaya koyulacak olan bütün, Kur’ân’ı (veya Kur’ân&Sünnet) anlama ameliyesi sonucu ulaşılacak görüşlerin her birinde bir mezhebe, bir İmama toslanmaması ihtimali yoktur. Bu durum ise, yukarıda bahsi geçen iddia sahiplerinin sloganlarının içinin/arkasının boş olduğunu gösterir.

Şükrü Yaşar

Bir Cevap Yazın