Kur’ân’ın Zâhiri ve Bâtın’ına Dair…

Kur’ân’ın Zâhiri ve Bâtın’ına Dair…
 
Ehl-i Sünnet, ayetlerin hüküm ve haber bildiren zahirî manaları olduğu gibi, hikmet, sır ve işaret içeren batınî yönlerinin bulunduğunu da kabul eder. Hükümde ayetlerin zahirini esas alır; batınî manaları, tevil ve işaretleri ise zahirî ölçülerle kontrol eder.
Ehl-i Sünnet’in bu konudaki mesnedi, “Her bir ayetin bir zâhiri bir bâtını vardır. Her ayet için bir had (sınır) ve her had için bir matla’ (hakikatini müşahede yeri) vardır.” hadisidir.(1)
 
Sûfîler, zâhir- bâtın tabirini genellikle birlikte kullanırlar. Mesela, zâhirî ve bâtınî ilim, zâhirî ve bâtınî düşman, zâhirî ve bâtınî nimet, zâhirî ve bâtınî göz, zâhirî ve bâtınî alem gibi…
 
Sûfîlere göre zâhirî ilim, dile ve akla dayalı, tedrisatla ve çalışarak öğrenilen ilimdir. Bâtınî ilim, kalple öğrenilen, ferasete dayalı, Allah tarafından kulun kalbine ilham edilen ilimdir.(2)
 
İmam Gazzâlî (rh.a.)’ye göre, zâhir ilmi, dış azalarla yapılan amellerin ilmidir; bâtın ilmi ise kalplerin ameline ait ilimdir. Ona göre, sıddık ve mukarrabûn kulların sahip oldukları mükâşefe ilmi de bâtın ilmi olup bütün ilimlerin gayesidir.(3)
 
Fîrûzâbâdî’ye(4) göre ise zahirî ilim, dünyevî ilimler; batınî ilimler ise, ahiret ilimleridir.(5)
 
Sûfîler, zahir ve batın ayrımını şu hadislere dayanarak yaparlar:
“İlim ikidir; Biri kalpte sabit olan (mânevî) ilimdir ki asıl faydalı olan ilim budur. Diğeri de dilde kalan (zâhirî) ilimdir. Bu da Allah’ın kullarına karşı delil olarak kullandığı bir ilimdir.”(6)
 
“Öyle ilimler vardır ki gizli hazine gibidir, onu ancak aziz ve celil olan Allah’ı yakinen tanıyan (marifet ehli) alimler bilir. Onlar bu ilimlerden bahsettiklerinde onu ancak, yüce Allah’tan gafil kimseleri inkar eder.”(7)
 
Kur’ân’ın zâhiri-bâtını meselesi, Sahabe zamanında konu edilmiş ve ilk açıklamalar Ashâbın ileri gelen alimleri tarafından yapılmıştır.
 
Hz. Ali (r.anh), “Kur’an’ın zâhirî, kullara emredilen ameldir; bâtını ise gizli ilimdir” demiştir.(8) Buradaki gizli ilim ifadesinden maksadın, ehlince bilinebilecek ilimler olduğu anlaşılmaktadır.
 
Hz. Ali(r.anh)’ın bu konudaki diğer bir değerlendirmesi şöyledir: “Her ayetin dört manası vardır: Zâhir, bâtın, had ve matla. Zâhiri, tilavetine aittir. Bâtını, anlayışla ilgilidir. Had, haram ve helal bildiren hükümlerdir. Matla’ ise, Allah’ın kullarından muradıdır.”(9)
 
Hz. Ali’nin, Abdullah b. Abbas’ı, Haricîleri ikna etmeye gönderirken;
“Onlarla tartış, fakat kendilerine Kur’an’la delil getirme; çünkü Kur’an’ın pek çok farklı manası ve değişik bakış açıları vardır; bunun için onlarla sünneti delil göstererek tartış”(10) sözü de, Kur’an ayetlerinin bir çok manaya muhtemel olduğuna çeşitliliğine işaret etmektedir.
 
Ayetlerin zâhiri ve bâtını hakkında ilk açıklamalardan biri, müfessirlerin piri Tercümânü’l-Kur’ân Abdullah b. Abbas’a(r.anh) aittir. O, der ki:
“Kur’ân, birçok bölüm ve ilimler içerir. Onda, zâhir ve bâtın olan birçok şey vardır. Onun insanı hayrette bırakan ilimleri bitmez; ilimlerinin sonuna ulaşılamaz. Kim ona yumuşaklıkla dalarsa kurtulur; ona sert olarak dalan kimse batıp helak olur. Onda birçok haberler, misaller, helal ve haramı bildiren hükümler, nâsih, mensûh muhkem müteşâbih zâhir ve bâtın ayetler vardır. Onun zâhiri, okunuşu; bâtını ise, te’vilidir. Kur’ân’ı öğrenmek için alimlerin meclisinde bulunun, aman sefihlerden uzak durun.”(11)
 
İbn Abbas’ın (r.anh) diğer bir uyarısı şöyledir: “Kur’ân’ın birçok izah yönü vardır; siz onu en güzel şekilde yorumlayın!” (12)
 
Ebü’d-Derdâ (r.a), “Bir adam, Kur’ân için birçok izah yönü görmedikçe, gerçek fakih olamaz”(13) derken, Kur’ân’da, ehil olanlar için bakılacak birçok yönün bulunduğuna dikkat çekmiştir.
 
[Manen iktibâs]
 


 
Dipnotlar;
 
1- Bu rivâyeti Ebû Ya’la el-Mevsılî “sahih” olarak, el-Heysemî “sahih” olarak, İmam Taberânî “hasen” olarak, İmam Süyûtî “hasen” olarak, İmam Begâvî “hasen” olarak, İbn-i Hibbân “Sahih” olarak, el-Gımârî “sahih” olarak, el-Elbânî ise “zayıf” olarak değerlendirmiştir.
 
2- İlmin zâhir ve bâtın kısımları hakkında daha detaylı bilgi için, el-Lûmâ ve Kûtu’l-kulûb gibi eserlere bakılabilir.
 
3- İhyâu Ulumi’d-Din, 1/13,38.
 
4- Muhammed Fîrûzâbâdî, dil, edebiyat, lügat, hadis, fıkıh ve tefsir alimidir. Ünlü “el-Kâmûsü’l-Muhît ” adlı eser en bilinen eserlerindendir.
 
5- Basâriu Zevi’t-Temyîz fî Letâifi’l-Kitâbi’l-Azîz, 3,550
 
6- Dârimî, Mukaddime, 33; İbn Abdilber, Beyani’l-İlm, 1/190-191; İbn Ebî şeybe, el-Musannef, 8/133; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb nr. 140; Zebidî, İthâfü’s-Sâde, 1/349.
 
7- Deylemî, Firdevsü’l-Ahbar, nr. 799; Münzirî, et-Terğîb, nr. 141; Ali Muttakî, Kenzü’l-Ummal, nr. 28942.
 
8- Şehristânî, Ebü’l-Feth Muhammed b. Abdülkerim (548/1153), Mefâtihü’l-Esrâr ve Mesâbihü’l-Ebrâr (Tahk.: Muhammed Ali Âzerşeb), 1/66, (Tahran 2008).
 
9- Şehristânî, a.g.e, 1/67. Şehristânî, aynı sayfada, Cafer-i Sadık’ın şöyle dediğini nakleder: “Allah’ın kitabı dört şeyi içerir: İbare, işaret, letâif, hakâik.”
 
10- İbnü’l-Esîr, Ebü’s-Saâdât el-Mübârek b. Muhammed el-Cezerî, en-Nihâye fî Garibi’l-Hadîsve’l-Eser (Ta’lik: Ebû Abdurrahman Salah b. Muhammed b. Uveyda), 1/427 (Beyrut 1997). Haberin tamamı için bk. Abdülgani Abdülhâlık, Hücciyetü’s-Sünne, s. 110-111.
 
11- Süyûtî, el-İtkân, 2/1220. Buradaki kayda göre haberi, İbn Ebî Hatim, Dehhak’tan rivayet etmiştir. Ayrıca bk. Zerkânî Muhammed Abdülazim, Menâhilü’l-İrfân, 1/500 (Beyrut 2005).
 
12- Süyûtî, el-İtkân, 2/1207; Deylemî, Şehredar b. Şûriye, Firdevsü’l-Ahbar, nr. 4707. Buradaki dip not kaydında, sözün merfu bir haber olduğu zikredilir.
 
13- bk. İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ (Tahk.: Muhammed Abdülkâdir Atâ), 2/273 (Beyrut 1998); Ebû Nuaym, Ahmed b. Abdullah, Hilyetü’l-Evliya ve Tabakâtü’l-Asfiya, 1/271 (Beyrut 2097, 3. Baskı); Süyûtî, el-İtkân, 2/1221; Sühreverdî, Ömer b. Muhammed, Avarifü’l-Mearif (Trc. Dilaver Selvi), s. 26 (Semerkand: İstanbul 2011, 8. Baskı).

Bir Cevap Yazın