İlahiyatçı Hasan Elik Dini Neresinden Okuyor ?

MODERNİST İLAHİYATÇI HASAN ELİK’İN BAZI AYETLERİ TAHRİFİ HAKKINDA…

Modernist İlâhiyatçılardan ve aynı zamanda hadis münkîri Doç. Dr. Hasan Elik “Dini Özünden Okumak” adlı kitabında, “Akıl Sağlığı” başlığı altında düşüncelerini belirtirken Kur’ân-ı Kerîm’den âyet-i kerîmeler nakletmiş ama bu ayetleri meallendirirken apaçık tahrif sayılacak tasarruflarda bulunmuş.
Mesela; “Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur.”(Hac sûresi,46) ayetini “Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı, olup bitenleri görmüyorlar mı ki, hala akıllarını kullanmıyorlar, onların gözleri görmüyor, kulakları işitmiyor mu?” şeklinde çevirmiş, yine “Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.” (Yûnus sûresi,100) ayetini ise “Allah, aklını kullanmayanlara inançsızlığı musallat eder.” şeklinde çevirmiştir. (1)

Özellikle 2. ayet-i kerîmede “kulûbün ya’kılûne/düşünecek kalpleri” ifadesini “akıllarını kullanmıyorlar” şeklinde meallendirmek, sadece sıradan bir tahrif değil, aynı zamanda bir zihniyet problemini de açığa vuran bir arızadır. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de çok sayıda ayet-i kerîmede düşüncenin merkezi hep kalb olarak zikredilmişken, Elik’in ısrarla bu hakîkati görmezden gelmesi, en azından okuyucuda bu hissi uyandıracak bir üslub kullanması, bizi bu kanaate sevketmektedir doğal olarak.

Diğer taraftan, Kur’ân-ı Kerîm’de isim olarak “akl/akıl” kelimesi hiç geçmemekte, akletme, aklını kullanma şeklinde, aklın fonksiyonlarını ifade edecek biçimde geçmektedir. Kalb kelimesi ise 144 ayette geçmekte, bunların bir kısmında imanın, bir kısmında düşüncenin, bir kısmında da doğru yola/Sırât’ı müstakiym’e girmenin ve o yolda devam etmenin merkezi olarak bildirilmektedir.

Örnek olarak; “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup ta bunlarla anlamayan, gözleri olup ta bunlarla görmeyen, kulakları olup ta bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik.“(A’raf, 179) ayetinde kalb, düşünmenin ve anlamanın merkezi olarak zikredilmiştir.

Aklın gücü, yerçekimi veya suyun kaldırma kuvveti gibi maddeye ilişkin sırları fark edebilmekle sınırlıdır. Bunun dışında insana ilişkin konularda görüş beyân edebilecek kapasiteye sahip değildir. Bu konuda ehliyetli olan yeti’miz kalbimizdir.
Aklın ihata gücü ve algılama kapasitesi bu dünya ile sınırlıdır. Bundan ötesine geçemez. Allah Teâlâ, A’raf/179 ayetinde ve ilgili birçok ayette de belirtildiği üzre, ayetlerini anlamamız noktasında, bu anlama fiilini, amelini kalb ile yerine getirmemiz gerektiğini bildirmektedir. Yani maddenin ötesinde, manayı, vahyi, ilâhi hakikatleri düşünme, akletme merkezi kalbtir.

Bir beyaz ile bir kızılderili arasında geçen şu konuşma gerçekten câlib-i dikkattir;
Kızılderili: Beyazlar aptaldır, çünkü akıllarıyla düşünürler.
Beyaz: Peki siz ne ile düşünürsünüz?
Kızılderili: Biz kalbimizle düşünürüz.(2)

Allah Teâlâ’nın “kalb” dediği yerde bile, Elik’in “akıl” demekte ısrar etmesi, “kalb”i görmezden gelmesi, sadece basit bir tahrif olmaktan, çıkmakta modern dünyanın körleştirdiği, zihnî bir sakatlık noktasına varmaktadır.

Bu noktada, Kur’ân’ı anlama konusunda kalbi devre dışı bırakıp salt aklı esas alan ve tek ölçü kabul eden modernistlerin bütün argümanlarında, iddialarında duvara toslamalarına şaşırmamak gerekir.

Aklıyla düşünenler, aklıyla anlamaya çalışanlar “Peygambere gerek yok, bize meâl yeter” diyorlar. Allah’ın emrettiği üzre, kalbiyle düşünenler, kalbiyle akledip anlamaya çalışanlar ise, Asr-ı Saadet’ten bu yana sırât-ı müstakiym üzere oldukları gibi, kıyamete kadar da bu yol üzre kalacaklardır İnşaAllah.

Şükrü Yaşar


Dipnotlar:
1- Elik Hasan, “Dini Özünden Okumak”, s. 113.
2- Harvey Cox,”Piyasa Tanrısı”( terc. Ali Köse), Marife, yıl 5,sayı 1

Bir Cevap Yazın