İbn Teymiyye ve Selefîlik

İbn Teymiyye, yazdıkları ve söyledikleri sebebiyle pek çok münazara meclisinin kurulmasına yol açmış ve döneminin ileri gelen alimleriyle bu meclislerde münakaşa etmek zorunda kalmıştır. Bu meclislerden birisi, el-Akidetu’l-Vasitiyye adıyla keleme aldığı i’tikat risalesi merkezinde ve resmi zevatın iştirakiyle kurulmuştur.

İbn Teymiyye gerek bu mecliste, gerek başkalarında ve gerekse i’tikâdî konulan ele aldığı diğer eserlerinde, itikâdî görüşlerinin, Kur’an ayetlerine, sahih hadislere ve Selefin anlayışına dayandığını söyler ve Kur’an ve Sünnette mevcut -müteşabih- nassların, zahirî anlamlarıyla kabul edilmesi gerektiğini ısrarla savunur.
(Mecmû’ul-Fetâvâ, III, 43 vd.)

el-Akidetu’l-Vâsitiyye dolayısıyla akdedilen mecliste şöyle der:
“Defalarca şöyle dedim: Bütün bu hususlarda bana muhalefet edenlere üç yıl mühlet verdim. Eğer onlar, hakkında Hz. Peygamber (s.a.v)’in, “Asırların en hayırlısı benim gönderildiğim asırdır. Sonra bu dönemde yaşayanlardan sonra gelenler, sonra da onların ardından gelenler” buyurarak övdüğü ilk üç asırda yaşayanlardan birisinden, benim zikrettiklerime aykırı bir tek kelime naklederlerse, o görüşümden döneceğim..”(Mecmû’ul-Fetâvâ, III, 169, 229.)

Gerek bu ifadelerin, gerekse Akaid’e ilişkin olarak hemen bütün yazdıklarının -yazıyı gereksiz yere uzatmış olmamak için ayrıntıya girerek bunlan teker teker nakletmeyeceğim- neticesi şudur:
Allah Teala’nın sıfatları hakkında Kur’an’da ve sahih hadislerde varit olan hususlara herhangi bir tevile sapmadan ve fakat teşbih ve tecsime de düşmeden, olduğu gibi inanmak. Nitekim İbn Teymiyye’ye göre Selef de böyle yapmıştır ve o, bu hususlarda Selefin ve Müçtehid İmamların “tamamının” söylediklerinden dışarı çıkmamaktadır.
Söz gelimi “Rahman Arş’ı istiva etti” ayetinde geçen “istiva”yı “hükümranlığı altına almak” vb. şeklinde tevil etmek doğru değildir.
Bu konuda şöyle der:
“Ehl-i Sünnet’e gelince, -İbn Teymiyye’nin de kendisini Ehl-i Sünnet’e nisbet ettiği malumdur (E.S)- onlar şöyle derler: “Arş’ı istiva, keyfiyetsiz bir şekilde Allah Teala’nın bir sıfatıdır. Kişinin, buna iman etmesi ve bunun (nasıl olduğunun, E.S) bilgisini Allah’a havale etmesi gerekir.”(Mecmû’ul-Fetâvâ, XVI, 400.)

İbn Teymiyye sözü bu noktada bırakmış ve tevile sapmamış olsaydı hem kendisiyle çelişmemiş olur, hem de itiraza muhatap olmaktan kurtulurdu. Ne var ki böyle yapmamış ve aşağıda zikredeceğim tarzda tevile bizzat kendisi başvurmuştur.
“İstiva” konusunu işlediği yerlerden birisinde, bu kelimenin (“istevâ alâ” ifadesinin”) bir tek anlamı bulunduğunu söyler ve şöyle der:
“Hz. Peygamber (s.a.v), üzerine binmek için hayvanının yanına geldi; ayağını üzengiye koyduğu zaman “Bismillah” dedi. Hayvanın sırtına oturduğu (istevâ alâ zahrihâ) zaman “Elhamdülillah” dedi.
İbn Ömer de şöyle demiştir: “Resulullah (s.a.v) bineğine bindiği zaman (istevâ alâ ba’irihî)…” Bu anlam iki hususu ihtiva eder: İstiva edenin, istiva ettiği şeyden yüksekte olması ve onunla aynı seviyede olması. Bir şeyden aşağı seviyede olanın durumu hakkında “istevâ aleyhi” denmez.”(Mecmû’ul-Fetâvâ, XVII, 375.)

Allah Teala’nın Arş’ı istiva etmesi İbn Teymiyye’ye göre onun ‘üzerinde” bulunması anlamında olduğuna göre burada şöyle bir problem ortaya çıkmaktadır:
Allah Teala’nın varlığı ezelî olduğuna göre, Arş’ı yaratmadan önce Allah Teala nerede idi?
İmam Ebü Hanîfe bu konuda şöyle der: “Allah Teala, kendisi için ihtiyaç ve (Arş’ın üzerine) istikrar (yerleşme) söz konusu olmaksızın Arş’ı istiva etmiştir. O, Arş’ı da, Arş’tan başkasını (diğer yarattıklarını) da korumaktadır. Eğer (Allah Teala Arş’a ve bir yerde yerleşmeye) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olmazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş’ın yaratılmasından önce Allah Teala nerede idi? Yüce Allah bundan (bir yere yerleşmek ve orayı mekân tutmaktan) münezzehtir”(el-Vasıyye, 73.)

“İstiva meselesinde ibn Teymiyye’nin çözmesi gereken problemlerden özellikle ikisi dikkat çekicidir:

1. Önce sıfatlar konusundaki nassları, zahir ifadelerini esas alarak anlamak ve tevile sapmamak gerektiğini söylemekte, ancak daha sonra yine bizzat kendisi, “istivâ” kelimesinin “oturmak, yerleşmek” anlamında kullanıldığı rivayetleri ileri sürerek, daha önce de gördüğümüz gibi fiilen tevil yapmış olmaktadır.

2. İmam Ebü Hanîfe’nin sorduğu, “Arş’ı yaratmadan önce nerede idi?” şeklindeki hayatî soruya İbn Teymiyye’nin verdiği cevap, Arş’ın da “kadîm” olduğu şeklindedir ki bu, ilkinden daha çetin bir problemi doğurmaktadır: Eğer Arş kadim ise, bu durumda zorunlu olarak şu iki durumdan birisi söz konusu olacaktır:
A. Arş da tıpkı Allah Teala gibi -haşa- “vacibu’l-vücut”(varlığı zorunlu)dur. Oysa bu özelliğin ancak Allah Teala’da bulunabileceği izahtan varestedir.
B. Arşı da Allah Teala yaratmıştır. Ancak Allah Teala ezelden beri Arş’ı istiva etmekte olduğu için Arş’ın hem ezelî, hem de mahluk (hadis,sonradan var olmuş) olması gerekir.

İbn Teymiyye bu problemi, “havâdis’in (ezelî olmayan, sonradan var olan varlıkların) ve cisimlerin “cins/nev” olarak kadîm (öncesiz) olabileceğini söyleyerek çözmeye çalışmaktadır. Onun bu konudaki görüşü Minhâcu’s-Sünne’nin kenarında “Muvafakatu’l-Ma’kûl” adıyla ve müstakil olarak da “Der’u Te’ûrudil-Akli ve’n-Nakl” adıyla basılan eserinde tafsilatlı olarak görülebilir.
Dolayısıyla İbn Teymiyye’ye göre Arş’ın da nev-i olarak kadîm olması icabeder ki, Celâluddin ed-Devvâni, Şerhu‘l-Adudiyye’de İbn Teymiyye’nin, bir eserinde Arş’ın nev’î olarak kadim olduğunu söylediğini belirtir.

Muhammed Abduh da bu ifade üzerine yazdığı ta’likte şunları söyler: “Bunun sebebi İbn Teymiyye’nin, ayet ve hadislerin zahiri ifadelerini esas alan ve Allah Teala’nın Arş’a, oturmak suretiyle istiva ettiğini söyleyen Hanbelîler’den olmasıdır. Kendisine, Allah Teala ezeli olduğu için O’nun mekânının da ezelî olması gerektiği için bu görüşün Arş’ın ezelî olmasını icabettirdiği, Arş’ın ezelî olmasının ise onun görüşüne aykırı olduğu söylenerek itiraz edilince, “Arş nev’ olarak kadîmdir” demiştir. Bu şu demektir: Allah Teala, ezelden ebede kadar bir Arş’ı yok ederken diğerini yaratır ki, Allah Teala’nın istivası ezelî ve ebedî olsun…”

Ebubekir Sifil Hoca
( “İbn Teymiyye ve Selefîlik” adlı makaleden)

Bir Cevap Yazın