Hz. Peygamber (s.a.v.) “Sâlih Rüyâlar” Yoluyla Vahiy Almış mıdır

Ankara Ekolünden (Modernist Tâifeden) Ahmet Akbulut’un Tutarsızlığına Bir Örnek;
“Hz. Peygamber (s.a.v.) “Sâlih Rüyâlar” Yoluyla Vahiy Almış mıdır ?”

Bilindiği gibi Peygamberlerin (a.s.) vahiy alış yollarından birisi de Sâlih Rüyâ’dır. Misal olarak Hz. İbrahim(a.s.)’ın oğlu Hz. İsmail(a.s.)’ı rüyasında boğazlarken gördüğünü anlatan ayet (1), Hz. Yûsuf(a.s.)’ın başından geçecek olayların işaretini veren rüyâdan bahseden ayet(2) Sâlih Rüyâ yoluyla alınan vahiy olarak zikredilebilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Sâlih Rüyâ yoluyla birkaç kez vahiy almıştır. Bunlardan birisi de; Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Mekke’ye umre yapmak amacıyla gireceğini gördüğü rüyâ üzerine Mekke’ye doğru ashâbıyla yola çıkması ve Hudeybiye anlaşması sebebiyle umrenin bir yıl gecikmesine rağmen, gördüğü rüyânın gerçekliğinden şüphe etmemesi ve nihayetinde bu rüyanın ayet ile desteklenmesi(3), Hz. Peygamberin (s.a.v.) rüyâlarının gerçekliğini gösterir. Bu durum aynı zamanda, vahyin iki türünün (Kur’ân vahyi ile Peygamber rüyasının) nasıl bir bütünlük arzettiğini göstermesi bakımından da önemli bir örnektir.

Bu konu ile ilgili olarak, Hudeybiye olayında yaşananları kendi aklî çıkarımlarıyla yorumlayıp bu yorumlarını da delil diye göstererek rüyâların vahiy olmadığını iddia eden, “Sahabe Dönemi İktidar Kavgası” gibi, isminden niyetini belli eden bir kitabın da müellifi olan bay Akbulut konu ile ilgili olarak şunları söylüyor;
Sulh anlaşmasının bazı şartlarına da karşı çıkan kimi Müslümanlar, rüyasından dolayı Hz. Peygamber’i eleştirdiler. O’na: ‘Ey Allah’ın Elçisi, sen bize Mescid-i Harâm’a gireceğini, Kâbe’nin anahtarını alacağını söylemedin mi?’ diye sordular. Rüyâ eğer vahiy olsaydı, Hz. Peygamber’in böyle bir yanılgıya düşmesi mümkün müydü? Aksi halde, vahyin anlaşılmasında Hz. Peygamber’in yanılacağını kabul etmek gerekir ki, bu neticenin tutarlı olduğunu söylemek mümkün değildir.
‘Peygamberin rüyâları vahydir’ görüşünü, Kur’ân açısından savunma imkanı olmadığı gibi, bunun Hz. Peygamber’in sünnetine de aykırı düştüğü görülmektedir.”(4)

Evet, bunları söyleyen zât bir Profesör, “vahiy” gibi böylesine önemli bir meselede keskin hükümler ortaya koyan bu zâtın konu ile ilgili detaylara vâkıf olmadığını mı düşünmeliyiz yoksa meseleye detaylıca vâkıf olduğu halde kasıtlı olarak konuyu eksik ve yanlış aktardığı mı düşünmeliyiz?

Bay Akbulutun -en hafif tabiriyle- gözünden kaçan(!) nokta, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Sahâbe’nin söz konusu itirazlarına vermiş olduğu cevaba -bir alicengiz oyunu sergileyerek- hiç değinmemiş (siz bunu gizlemiş olarak anlayın) olması ve meselenin hakikatinden tamamen zıt bir sonuca ulaşmasıdır.
Çünkü, bizzat bay Akbulut’un söz konusu kitabında kaynak olarak gösterdiği el-Vâkıdî’nin “Meğâzî”sinde Hz. Ömer (r.anh)’den gelen söz konusu itiraz üzerine, konuşma şu şekilde cereyan etmiştir;
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): ‘Ben size bu sene mi Mescid-i Harâm’ı ziyaret edeceğimizi söyledim?’ diye sormuş, Hz. Ömer (r.anh) ise ‘hayır’ demiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.): ‘Siz oraya mutlaka gireceksiniz ve ben Kâbe’nin anahtarlarını alacağım. Mekke’nin ortasında da başımı ve başlarınızı tıraş ettireceğim. Arafat’takilerle beraber olacağım’ buyurduktan sonra, rüyâda gösterilen bu üç gayb’ın her birinin gerçekleşme zamanında Hz. Ömer (r.anh)’ı çağırtarak ‘bu size daha önce söylediğim şey idi’ dediği nakledilir. Bu sebeple Ashâb; ‘Ey Allah’ın Resûlü, şüphesiz Allah ve Resûlü doğruyu söylemiştir. Biz senin düşündüğün gibi düşünmemiştik. Sen Allah’ı ve O’nun emirlerini bizden çok daha iyi bilirsin’ demişlerdir. Hatta Hz. Ebûbekir (r.anh)’ın şöyle dediği rivâyet edilir; ‘İslâm’da Hudeybiye fethinden daha büyük bir fetih olmamıştır. Fakat insanların o gün, Muhammed ile Rabbi arasında cereyan eden şeyler konusunda akılları yetmemiş, aceleci davranmışlardır. Ne var ki Allah Teâlâ, işleri tam kendisinin murâd ettiği kıvama gelinceye kadar insanların acele ettiği gibi acele etmez.” (5)

Kaldı ki Feth Sûresinin 27. ayeti, zaten söz konusu rüyânın, samimi bir niyet sahibi için “Kur’ân ayetiyle savunulabilir” olduğunun çok açık bir delilidir.

Bu noktada bay Akbulut’un dikkatsizliğinin samimiyetine mi inanmalıyız yoksa meselenin hakikatini bildiği halde gizleyip tam aksi istikamette bir anlam üretip arızalı bir hüküm ortaya koymasını apaçık ve artniyetli bir tahrif girişimi olarak mı değerlendirmeliyiz ?…

Takdir sizin…

| Sahih İslâm Müdâfaası |

Dipnotlar:

1- Sâffât 37/102
2- Yûsuf 12/4
3- Feth 48/27
4- Akbulut, Nübüvvet Meselesi Üzerine, Ankara 1992, s. 50-51, 77.
5- el-Vâkıdî, Kitâbü’l-Meğâzî, ilgili bölümün tercümesi Prof. Dr. Musa K. Yılmaz, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Savaşları

Bir Cevap Yazın