Hadislerin Yazdırılmasına Dâir…

Modernist Bir İddia;

– Hadisler madem önemliydi neden Kur’ân gibi yazdırılmadı? –

Öncelikle şunu belirtelim ki Hadislerin hiçbir şekilde yazdırılmadığı asılsız ve isbat edilemeyecek boş ve kuru bir iddiadır, safsatadır. Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v.) döneminde Sahabe tarafından yazılan birçok Hadis risâlesi, sahifesi mevcuttur. Ama biz bu soruya bu vecheden cevap vermeyeceğiz.

Meselenin başka bir yönüne değineceğiz…

Hadis Usûlünde en önemli tahammul yollarından birisi Sem’â (işitme)dir. Daha sonra Kıraet, İcâzet, Münâvele diye devam eder liste.
Mealciler, Hadis inkârcıları meseleye batı(l) kafasıyla baktıkları için sem’â yolunu idrâk edemiyorlar ve “Hadisler 200 yıl sonra yazılmıştır, dolayısıyla güvenilmezdir” gibi acaib bir safsata üzerine bâtıl bir hüküm(cük) binâ ediyorlar.
Halbuki Sahabe döneminden bu yana, ulemânın nezdinde yazı (delil olarak) 3. hatta 4. sırada gelmektedir.

“Hadisler neden yazdırılmadı” diyen kişilerin katiyetle cevap vermeleri gereken en önemli soru şudur;

Herhangi bir bilginin kabule şâyân olması için illâ yazılmış olması gerekir mi? Bu soruya verilecek cevab “Evet yazılmış olması şarttır” denirse bunun delili nedir, nerededir? Bu şart nereden gelmektedir?
Herhangi bir bilgiyi yazıyla korumak saklamak mı daha güvenlidir yoksa kitlesel ezberleme ve kitlesel uygulama mı ?
Asr-ı Saadet dönemi baz alınırsa o dönemde kağıt ve kalem bulmak çok sıkıntılı ve zor birşeydir. Zaten ayetlerin bazılarının ağaç yapraklarına, hayvanların kürek kemiklerine ve yassı nesnelere yazıldığını biliyoruz. Bu bakımdan yazılı malzemenin kaybolma, silinme, çürüme, yanma, bazı hayvanlar tarafından tahriş edilme, yenme (ağaç yaprağı, kemik v.s. hayvanlar tarafından yenebilir.) gibi birçok risk, tehlike vardır. O halde yazıya güvenmek son derece mantıksız ve hatalıdır.
Oysa, bir bilgiyi saklamak, korumak için kitlesel ezber ve kitlesel uygulama, hiçbir zaman kaybolmayacak en güvenli yoldur.

Ulemânın işleri boş ve lüzumsuz değildir, her yönteminde büyük hikmetler vardır. Matbaâ’nın Osmanlı’ya geç gelmesinin sebeplerinden biri de budur.
Oryantalist avaneleri bunu anlayamıyorlar. Anlamak işlerine gelmiyor.
Anlasalar inkâr edemeyecekler çünkü.

O halde “Hadisler madem önemliydi neden yazılmadı” iddiası manasız, gereksiz ve geçersiz bir iddia, bir safsatadan ibarettir.

Şükrü Yaşar

Bir Cevap Yazın