Ehl-i Sünnet’in Kelâm Üslûbu Üzerine

Bu metot İslam devletinin Yunan, İran ve Hint kültürleriyle temasa geçip yabancı dillerden, tıp, fizik, felsefe, astronomi ve matematik gibi muhtelif bilimlere ait kitapların tercüme edilmesinden sonra yaygınlaşmıştır. Bu bilimlerin Arapçaya tercüme edilmesiyle bir yandan yeni fikirler ortaya çıkmış bir yandan da yeni yeni tabirler türemiştir. Zamanla bu tabirler İslamî ilimlere de sirayet etmiş, âlimlerin münazaralarında ve kitaplarında yaygın olarak kullandıkları birer kavram haline gelmiştir. Ancak İslam âlimleri bu kavramları olduğu gibi alıp kullanmış değildir. Hareket, sükûn ve araz gibi birçok fizik kavramı örneğinde olduğu üzere bunları İslam inanç esaslarıyla örtüşecek biçimde yeniden tanımlayarak kullanmışlardır. Nitekim Kelamcıların Filozoflarla tartışmalarında bu kavramlar kilit nokta mesabesindedir.

Yabancı kültürlerle başlayan bu kültürel münasebetler sonucu İslam toplumunda oluşan gayri İslamî, felsefî akımlara ilk olarak Mutezile tepkivermiştir. Bu dönemde Mutezile imamları Hıristiyanlara, zındıklara ve kadim İran ve Hind felsefelerine karşı cephe açmış, bu akımlara karşı yazdıkları eleştirilerle önemli ölçülerde dine hizmet etmişlerdir. Ancak Mutezile bu akımlara karşı savunma mekanizması oluştururken akıl‐vahiy dengelemesini iyi kuramamış, o dönemin bilimsel teorilerinden etkilenmişlerdir. Bu bakımdan bir yere kadar İslam’ı muhafaza anlamına gelen Mutezilî çaba, bir yerden sonra İslam’ın tahrif ve yozlaşmasına yol açmaya başlamıştır.

Mutezilenin zındıklara karşı ortaya koyduğu bu ilmî ve fikrî çabaların kelam ilminin oluşumunu sağladığını söylemek mümkündür. Selef dönemi müçtehid imamları Mutezilenin öncülüğünü yaptığı ve naslardan çok aklî/cedelî esaslara dayalı olan ve “Kelam” diye tanınan bu ilmi sert dille eleştirmiş ve insanları bu ilme karşı uyarmıştır.

Ancak hicrî III. asra gelindiğinde ağırlıklı olarak Mutezilenin inisiyatifinde bulunan kelamî fikirlerden etkilenmiş önemli bir kitle oluşup bu fikirler revaç bulunca hem Mutezile’ye hem de diğer sapkın fırkalara cevap verme ihtiyacı artmış, muhalif fırkaların kullandığı bu aklî esaslara dayalı kelamî metodun kullanılması artık zaruret halini almıştır.

Bu dönemde Ehl‐i Sünnet çevrelerden bazı âlimler kelam ilmindeki hakim söylemleri ve yerleşik sistemi ta’dil ederek Ehl‐i Sünnet esaslarıyla bağdaşan yeni bir kelam metodu tesis etmişlerdir. Bu metodun öncüleri Haris el‐Muhasibî, Ebu’l‐Abbas el‐Kalânisî, Abdullah bin Saîd et‐Temîmî, Ebu’l‐Abbas bin Şurayh ve Ebu Nasr el‐Iyâzî gibi hicrî III. asrın ortalarında yaşamış büyük Fıkıh, Tasavvuf ve Kelam âlimleridir. Ehl‐i Sünnet kelamının hazırlayıcı kuşağı sayılan bu âlimlerden sonra hareket, hicrî IV. asrın başlarında Bağdat’tan Ebu’l‐Hasan el‐Eş’arî ve Maveraünnehir’den Ebu Mansur el‐Matürîdî öncülüğünde İslam coğrafyasının muhtelif bölgelerine yayılarak asırlar boyu devam edecek büyük bir ekole dönüşmüştür.

Ehl‐i Sünnet kelam metodu, inançta, açık Kuran ayetlerini, Peygamberimiz(s.a.v.)’in, manası açık ve rivayeti mütevatir ya da meşhur sünnetini, sahabeve müçtehitlerin icmaını esas kabul eder. Âhâd tarikiyle gelen sahih sünnetlere gelince sabit sünnetlerle çelişmemek üzere bunlardan da yararlanır. Ama prensip olarak bunları hasmı ilzam için kullanmaz. Ehl‐i Sünnet kelamı, olağanüstü olsa bile, saf akıl ölçülerine göre imkân dâhilinde bulunan ve hakkında açık ayet veya hadis varit olan konuları birer inanç esası olarak kabul etmeyi prensip edinir.

Ehl‐i Sünnet kelamı, inanç sahasında akla yer vermekle beraber, Mutezileden farklı olarak, aklî veriler/bilimsel teoriler uğruna ayet ve hadislerin açık ifadelerini olur olmaz manalara çekmez. İnanç esaslarının belirlenmesinde sadece açık nasları ve icmaı esas alır; saf akıl yasalarını belirleyici unsur değil, belki inanç esaslarının kendisiyle çelişmemesine dikkat ettiği denetleyici unsur kabul eder.

Ebu’l‐Hasan el‐Eş’arî ve Ebu Mansur el‐Matürîdî’den sonra; Ebu Bekir el‐Bakıllânî, Ebu İshak el‐İsferâînî, Hakim es‐Semerkandî, Ebu’l‐Leys es‐Semerkandî, İbn‐i Fûrek, Ebu’l‐Yüsr el‐Bezdevî, Ebu’l‐Muîn en‐Nesefî, Alaüddin es‐Semerkandî, İmam Cüveynî, İmam Gazzâlî, Ömer en‐Nesefî, Fahru’r‐Râzî, Şehristanî, Amidî, Beyzavî, Ebubekir es‐Sabûnî, Adudiddin el‐Îcî, Taftâzânî, Seyyid Şerif el‐Cürcani, Kemalüddin İbnü’l‐Hümâm, es‐Senûsî,
Kemalüddin el‐Beyadî, Molla Ali el‐Kârî ve Gelenbevî gibi meşhur İslam alimleri hep Ehl‐i Sünnet kelam metodunu benimsemiş ve bu metoda göre İslam inanç esaslarını izah ve müdafaa etmişlerdir.

Ehl‐i Sünnet kelam metodu Eş’arîlik ve Matürîdîlik olmak üzere başlıca iki ekol tarafından temsil edilmiştir. Mâtürîdîlik Mâverâünnehir bölgesinde yaygınlaşırken Eş’arîlik diğer bölgelerde yaygınlaşmıştır. Bu iki ekol Ehl‐i Sünnet kelamının ana esasları ve sistematiği konusunda ittifak halindedir.
Bunları birbirinden ayıran ihtilaflar teferruatla alakalı olup usule yansımayacak kadar önemsizdir. Bu ihtilaflarla alakalı en derinlikli tespit Kemalüddin el‐Beyâdî’ye aittir. el‐Beyâdî iki ekol arasındaki ihtilafın kelam ilminin fer’iyyâtına ait elli meselede vaki olduğunu ve bunların ne küfür ne de bidat sınırlarına varmadığını belirtir.(*)

Talha Hakan Alp Hoca | Şerhu’l-Akâid Tercümesi


(*)- Kemaleddin el‐Beyâdî, İşârâtü’l‐merâm, s. 23, 56.

Bir Cevap Yazın