Bakkal Muhabbetleri – 1

Sabah sabah…

Köşeyi dönünce İbraaam aga ile bakkal Selami’nin kapısında burun buruna geldik, ayağında eşofman ve eşofmanın altında iskarpin ayakkabı, sabah sabah belliki aceleyle evden çıkarken ayağına iskarpin denk gelmiş, burnu kıpkırmızı olmuş şekilde “Nabıon be yaa?” dedi.  “İyi be ya , nabıyım, ep aynı… Sen nabıon?” dedim, “Naaabıyım bey yaa, ekmek alcam” diyerek mukabelede bulundu. İçeri daldık.

Selami abinin sobası kıpkırmızı olmuş, ben bir hamleyle sobanın yanına yanaştım ısınmak için. Sobanın başında –sonradan adının Hayan (doğrusu Ayhan ama çoğu kişi ona Hayan diyordu) olduğunu öğrendiğim- eski sosyalistlerden, devrimcilerden kalın bıyıkları sapsarı olmuş bir abi dikiliyordu, ellerini sobaya –paralel- tutmuş ısınıyor ve bir yandan da Mao’dan bahsediyordu (Hani şu Çin’de 1934 yılında 100.000 kişilik kızıl orduyla beraber 12.500 km’lik yürüyüş devrimi ile tarihe geçen komutan); Sağ işaret parmağını havaya dikip sallayarak Bakkal Selami’ye diyordu ki; -Mazlumlar zalimleri komik duruma düşürmek isterler. Çünkü kendi onurlarını tedavi etmenin tek yolu budur. Mazlumlar hiçbir zaman hiçbir konuda asil olmamışlardır. İntikam sözcüğü mazlumlar için yapılmıştır. Asiller düello yaparlar. Köylüler hâklı, asiller ise güzeldirler. Ezilenlerle ezenler arasındaki en büyük fark, ezilenlerin daha çok akraba evliliği yapmış olmalarıdır.

Ben o sırada atıştırmalık piskevit tarzı şeylere bakınıyordum ve bir yandan da Sosyalist Hayan(Ayhan) abinin sesine kulak kesilmiştim. “ Mao’nun dediği gibi ‘Yol her zaman beklediğinizden uzun sürer.” dedi, eski TSM sanatçısı Metin Milli’nin (*) sesinden daha kalın bir ses tonu olan sosyalist Hayan(Ayhan) abi.
Daha önce bu konuda yaptığım –ama niye yaptığımı bilmediğim- bir araştırmama göre, Mao’nun bu sözü uzun yürüyüş sırasında dönmek isteyen bir grup köylüyü ikna etmek için söylediği biliniyor. Bu olayda dört köylünün “yahu bu yol da amma uzadı” dedikleri sırada, geri kalan sekiz bin köylünün ise Mao’yla yapılacak toplantı başlamadan hemen önce öldürüldüğü sanılıyor. Sesi Metin Milli’den kalın olan sosyalist Hayan(Ayhan) abi konuşmaya devam ediyordu; -Sosyalist devrimler tarihinde “Voytung” (Çince’ de daha fazla yürümek istemeyenler anlamında kullanılan bir deyim) adıyla anılan bu olay, tarihçi Huan Zey Sang tarafından şöyle anlatılıyor (bu arada Sang ’in Mao’ya kültür devrimi fikrini ilk aşılayan kişi olduğu birçok kaynakta yazılıdır… İşiniz yoksa bakınız; Çin’in kırsal kesimindeki bir çok sapa kütüphanedeki eski-püskü kitaplar bölümü): “Büyük önder köylülerin karşısında, bir büyük önderin nasıl durması gerekiyorsa öyle durdu.” (Evet, Mao bu duruşu evinde ayna karşısında yıllarca çalışmıştı muhtemelen. Başı dik, gömleklerinin tüm düğmeleri boyna kadar kapalı, gözler çekik ve saçlar ıslak görünüm verecek bir maddeyle geriye doğru taranmış ve eller arkadan bağlanarak karizmatik duruş tamamlanmış…)
Ve (ancak çok yaklaşıldığında duyulabilecek bir tonda) konuşmasına şöyle başladı: – Demek dönmek istiyorsunuz? (Burada, muhtemelen bütün köylüler hep bir ağızdan “Hö?..” dediler. Çünkü önderi duymamışlardı. Mao boğazını mikrofonda hiç de hoş durmayan bir ses çıkararak temizledi. Bir büyük önder boğazını temizleyince nasıl yutkunuyorsa aynen öyle yutkundu ve gür bir sesle konuştu):

– Demek aramızda daha fazla yürümek istemeyenler var. Demek ki aramızda bu davanın daha ilk adımında mücadeleye zarar vermek için, eklem yerlerinde hissettiği küçük burjuva bir yorgunluğu sınıf kavgasının önüne koymak isteyenler var… (Bu sırada köylülerin ve özellikle araya karışmış aydınların büyük bölümü çoktan kurşuna dizilmişlerdi. Ve onların hayattaki en büyük kayıpları Büyük Önderin konuşmasının tamamını dinleyememiş olmalarıdır. Çünkü önder Mao bu tarihi konuşmasını şu ünlü cümleyle bitirdi) : “Arkadaşlar unutmayınız ki, yol her zaman beklediğinizden uzun sürer!”

Selami Bakkal ise bir taraftan cigarasını yakmaya uğraşırken, bir taraftan sosyalist Hayan(Ayhan) abinin anlattıklarını dinlediğini belli etmek için kafasını yukarı aşağı sallıyordu. Ve “Şahane lafmış Hayan aaabi.. Yaziiim ben bunu bi kenara..” dedi, masada kalem arar gibi yaparak… Sesi Metin Milli’den bile bi hayli daha kalın olan Hayan abi lafa devam etti; “Bu cümle aynı saniye içinde bir alkış tufanı kopmasına neden oldu biliyor musun Selami!” dedi Bakkal Selami’den “vay bee” onayı bekleyen bakışlarla…

(Önderini alkışlayan kalabalık arasındaki Çinlilerin gözleri, coşkuyla güldüklerinden olacak tam bir çizgi halini almıştı muhtemelen. Ve inanıyorum ki hiçbir Çinli hiçbir zaman bu kadar çekik gözlü olmamıştı be yaaa.) Bu sırada Bulgaristan göçmeni (maacır) İbraam aga ağzında cigara, ayakkabısını ayağından çıkarmış, eliyle ters şekilde havada sallıyordu içine kaçan küçük taş parçalarını çıkarmak için ve sosyalist Hayan abiyi dikkatle dinliyormuş gibi yapan bakkal Selami abiye; “Lokum geeeldi mi be Selami ? Kayınvaaalidenin gözü topraaa bakıyo da… ” dedi hafif sırıtarak. Bakkal Selami abi yüzünü Hayan abiden hiç çevirmedi oralı bile olmadı, nereliyse artık. Sosyalist Hayan abi; “Lokum demişken, evet Tarihçi Huan Zey Sang olayı böylesine şiirsel bir dille anlatıyor Selami” dedi. Lokumdan oraya nasıl bir çağrışım olduysa…

Bu arada, sebebini bilmeden yaptığımı söylediğim o gereksiz araştırmama göre; Sang, kültür devrimi sırasında öldürülen aydınlardan birisidir. Zira bir toplantıda Mao’nun sözünü kestiği ve kestiği parçayı kaybettiği söylenir.

Sesi, Metin Milli adlı sanatçı kişisinden daha davudî olan sosyalist Hayan abi şöyle devam etti lafına; “Biliniyor ki büyük kalkışmaların hemen tamamı uzun bir yürüyüşle başlamıştır. Gandi, tuz için yürümüştür ve susuzluktan hakikaten büyük sıkıntı çekmiştir. Mao, uzun bir yürüyüşe çıkmış ve o sırada kültürle ilgili ne varsa ortadan kaldırmayı kararlaştırmıştır. Fidel Kastro, her pazar Havana sahillerinde yürüyüş yapmaktadır. Bir tek Lenin yürümemiştir ama ondan sonra iktidarı eline geçiren Stalin, almış yürümüştür.”

Demek ki aşağı yukarı her devrim bir yürüyüşle başlamış ya da bitmiştir. (Bakınız, Çavuşeskuların idam mangasının önündeki ağır tempolu yürüyüşleri.) Ancak bu yürüyüşlerde oluşan konvoyun arka sıralarında yer almak durumunda kalan birçok insanın niçin yüründüğünü bilmedikleri ortaya çıkmıştır kanımca kararımca.. Birçoğunun “nereye gidiyor lan bu kalabalık, ben de takılayım bari” cümlesinden daha derin bir teorik donanıma sahip olmadıkları bir gerçektir. Örneğin Gandi’nin dört bin sıra gerisinden yürüyen iki Hintlinin arasında geçen şu konuşma bu gerçeği vurgulamaktadır: -Şşşt birader nereye gidiyoruz. -Vallahi tuza diyorlar ama tam bilmiyorum. -Ne tuzu ya? -Kaya tuzu herhalde. -Yani kaya tuzu için mi ben yirmi dört gündür yürüyorum ve ayakkabımın çivisi on iki gündür ayağımdaki deliğe girip girip çıkıyor? Vay arkadaş!… Yok ben dönüyorum kardeşim.

Bu nedenle bir devrim yürüyüşüne katılacakların mümkün mertebe Öncüler arasına katılıp sıranın Önünde bir yer bulmaları gerekmektedir. Öte yandan diyelim ki Gandi’ye yakın saflarda yürüyenlerin arkadakilere nazaran daha fazla yaşama şansı olmaktadır. Çünkü onlar önderin yakın adamları sanılacakları için öldürülmelerinin gereğinden fazla tepki doğuracağı düşünülür. Öncüler daha cesur takılırlar ama öldürülme olasılıkları en az olanlardır. Ben bunları düşünürken bu son cümleyi biraz sesli düşününce İbraaam aga “Nassı be ya, kim öldürüldü ?” dedi. Gel ben sana yolda anlatırım dedim, sesi haddinden fazla kalın olan sosyalist Hayan abi ve onu dikkatle dinliyormuş gibi yapan Bakkal Selami abi ile vedalaşıp bakkaldan çıkarken…

———– Devam edecek

Bir Cevap Yazın