Ateist Bir İddiaya Cevap Üzerinden Mealcilerin Mantıksızlığına Bir Örnek: “Kur’ân Allah Teâlâ’nın Sözleri mi Hz. Peygamber’in Hadisleri mi?”

 Bir konu ile ilgili araştırma yaparken önüme açılan sitelerden birisinde (pozitifateizm) aşağıdaki yazıya(1) denk geldim,
Yazının konusu “Kur’ân gerçekten Allah’ın Sözleri mi?”
Bu sorunun cevabını arayan yazıda, Kur’ân’ın Allah kelâmı değil, Peygamberin sözleri(hadisleri) olduğunu söylüyor. (Hoş, mealci kesimden Zeki Bayraktar da aynı sözü söylüyor yani Kur’ân’ın Peygamberin sözleri/hadisleri olduğunu söylüyor ama Bayraktar bu sözü söylemekteki maksadının farklı olduğunu dile getiriyor ve “Evet Kur’ân Allahın kelâmıdır ama Peygamberin ağzından çıktığı için Peygamberin sözü olmuştur” diyor.)
Yazıyı yazan ateist, bu iddiasını isbat sadedinde ise aşağıdaki ayetleri delil olarak kullanmış (hangi mealden aldığı ise belli değil, önemli de değil bu.)
 
Önce yazıyı okuyalım, sonra cevaba geçelim;

 Yazı aynen şöyle;

Nisa/4:82. Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.
 
Müslümanlara göre Kuran; Allah’ın kelamıdır. Yukarıdaki ayette de söylendiği gibi, Kuran, Allah tarafından gelmişse, Allah o sözleri söylemiş gibi okunmalıdır. Ayrıca, Kuran, Allah tarafından gönderilmiş ve Allah’ın sözlerini içeriyorsa, Kuran’da asla herhangi bir yanlış ve tutarsızlık bulunmamalıdır.
 
Halbuki, gerçek böyle değildir.
İlk olarak, Kuran’ın bazı ayetlerine bakarak, bu sözlerin Allah değil, fakat Muhammed’in kendisi tarafından söylendiğini anlayabiliriz:
 
Fatiha/1:1-7:
1:1. Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
1:2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
1:3. O, rahmândır ve rahîmdir.
1:4. Ceza gününün mâlikidir.
1:5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.
1:6. Bize doğru yolu göster.
1:7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!
 
Bu ifadeyi okuyan her okur yazarın kolaylıkla anlayabileceği üzere, bu sözler Allah’a hitaben söylenmiştir.. Bir dua şeklinde Allah’a söylenmektedir. Bunlar, duacı olan Muhammed’din, Allah’a söylediği ve doğru yolu bulmak için Allah’tan yardım istediği sözlerdir. Kuran, böylece, Allah’ın değil, fakat Muhammed’din sözleriyle başlamaktadır.
 
Enam/6: 104. (Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.
 
Bu ifadede de, “Rab” ve “Bekçi” olarak iki özne bulunmaktadır. “Ben bekçiniz değilim” diyen herhalde Muhammed’dir, Allah değil..
 
Tekvir/81: 15. “Simdi yemin ederim o sinenlere ,”
Burada da yemin eden Muhammed’dir, Allah olamayacağına göre..
 
Inşikak/84:16-19
84: 16. “Hayır! Şafağa, yemin ederim ki ,
84:17. Geceye ve onda basan karanlığa,
84:18. Dolunay olmuş aya ,
84:19. Ki,siz elbette halden hale geçeceksiniz.
 
Burada da yemin eden Allah olamayacağına göre Muhammed’dir.. Muhammed burada islam öncesi inanışlarını da ortaya koymaktadır. Güneş ve ay, islam öncesi Arap’larca kutsal sayılırdı.
 
Enam/6: 114. (De ki): Allah’dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab’ı açık olarak indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur’an’ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!
 
Tercümeye “de ki” diye bir ilave yapılmış.. Bu ilave Arapça Kuran’da bulunmamaktadır. Burada da sözlerin sahibinin Allah değil, Muhammed olduğu anlaşılıyor.
 
Sitedeki yazı bu kadar.
 
Aslında yazının son kısmındaki paragrafta tüm iddialarını çürütecek detaya değinmiş ama yanlış bir maksada binaen zikretmiş.
Bu ayetlerin her birinin başında aslında “Gûl/de ki..” ifadesi/kelimesi –gayr-i metluv vahiy olarak– zımnen mevcuttur zaten, Kur’ân’da olmaması ise gayet normaldir.
Çünkü Allah Teâlâ Hz. Peygamber (s.a.v.)’e vahyettiğinde ona “İnsanlara, Kullarıma şunları söyle, şu sözlerimi ilet” manasında “De ki..” diyerek, ardından iletilmesini istediği mesajı vahyetmiştir. Ama bu “De ki..”ler doğal olarak Kur’ân’a ilave edilmemiştir. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) vahyi insanlara tebliğ ederken sözüne “De ki..” diye başlamaz,  bu noktada artık muhatabına ulaşmaktadır çünkü vahiy. Herhangi bir elçi, elçiğini yaptığı kişinin, makamın, kurumun mesajını iletirken, o mesajı veren kişinin, kurumun söylediklerinde “Falanca yere git ve onlara şu mesajı ilet; ….” kısmını iletmez, sadece verilen mesajı iletir.

Bu durum, normal insan ilişkilerinde de böyledir zaten, Örneğin bir anne çocuğuna “Oğlum Bakkala git, iki ekmek ve 5 tane yumurta al, parasını sorarsa ona de ki ” Bunların parasını 2 gün sonra vereceğiz, şu an elimizde nakit para yok.”
Şimdi, aklı normal ve sağlıklı işleyen bir çocuk bakkala gittiğinde içeri girip şöyle bakkala hangi cümleyi söyler;
A- “Oğlum Bakkala git, iki ekmek ve 5 tane yumurta al, parasını sorarsa ona de ki ” Bunların parasını 2 gün sonra vereceğiz, şu an elimizde nakit para yok.”
B- “2 ekmek ve 5 tane yumurta alacağım, fakat şu an elimizde nakit para olmadığı için bunların parasını 2 gün sonra vereceğiz, .”
Tabii ki B şıkkındaki cümleyi söyler…
Ve bakkal, o çocuğu evden annesinin ya da babasının bu şekilde tembihleyerek gönderdiğini anlar.

Vahiy sözkonusu olduğunda ise elbette Peygamber efendimiz (s.a.v.), Allah’ın “insanlara iletilmesini istediği” mesajında/kelâmında hiçbir değişiklik yapmadan iletmiştir lâkin vahyin Hz. Peygambere (s.a.v.) vahyedilişi esnasındaki “De ki..” ler Kur’ân’a eklenmemiştir (İhlâs, Felâk, Nâs gibi bazı sûreler müstesnâ).  Çünkü bu “De ki..” ler Allah’ın insanlara iletilmesini istediği vahyin lafzına dahil değildir. Bunun böyle olduğunu da yukarıda verdiğimiz örneklerden rahatlıkla anlayabiliriz. Ayrıca meselâ Fâtihâ Sûresini ele alırsak bu sûrede bir duâ söz konusudur, eğer bu sûrenin başında zımnen mevcut olan “De ki..” ifadesi Kur’ân’a da ilave edilmiş olsaydı, insanlar Fâtihâ’yı okurken  bir duâ olan bu sûre’ye başlarken “gûl/de ki” kısmını da zikredecekleri için, duâ etmiş olmazlardı, ancak bu başka birisine bir emir/talimat veya tavsiye mesâbesinde olurdu.

Ateistler ile Mealcilerin Kesişim Noktası…

Atesitler ile Mealciler mantıksal olarak bu noktada paralel bir tutum içinde bulunuyorlar. Şöyle ki;
Mealciler -bilindiği üzre- gayr-i metluv vahyin inkârı sadedinde Kur’ân ayetleri dışında -bir kelime de olsa- herhangi bir vahyin söz konusu olmadığını savunurlar.  Kur’ân’da geçmeyen birşey delil niteliği taşımaz, bağlayıcılığı yoktur, Kur’ân’da yok ise kabul edilemez. Allah’ın vahyi sadece Kur’ân’dan ibarettir.
Ateistler ise iktibas ettiğimiz yazılarında da örnek verdikleri ayetleri aynı mantıkla -mealcilerin mantığı ile- değerlendirip “Bu sözler Allah’ın sözleri değildir, çünkü bir dua şeklinde Allah’a söylenmektedir. Bunlar, duacı olan Muhammed’in, Allah’a söylediği ve doğru yolu bulmak için Allah’tan yardım istediği sözlerdir.” diyorlar.Ateistlerin bu iddialarının mantıksızlığına ve tutarsızlığına yukarıda cevap verdim, bu noktada ise Mealcilerin tutarsızlığına ve mantıksızlığına değineceğim;
İmdi, eğer Kur’ân dışında -bir kelime dahi olsa da- hiçbir vahiy yok ise, ateistlerin bu iddiasını nasıl çürütebilirsiniz, nasıl bir cevap vereceksiniz?…Söyleyin bakalım ey Mealciler; “Kur’ân Gerçekten Allah’ın Kelâmı (sözleri) mi?”


Şükrü Yaşar  
07.11.2017



1- https://pozitifateizm.wordpress.com/2010/01/21/kuran-gercekten-allahin-kelami-sozleri-mi/ 

Bir Cevap Yazın