Akıl mı Nakil mi?

Dinî meselelerde, bâtıl bir görüş görünüşte hakk’a çok benze(til)diği için insanları cezbetmektedir.. Bu durumda akıl çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Çünkü aklın çalışma prensiplerini de, aklın kabul ve inkâr ölçülerini de doğuştan itibaren çevreden edinilen bilgiler belirlemektedir.
Ebû Hureyre(r.anh)’ın Peygamber efendimizden (s.a.v.) rivâyet ettiği;
“Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari, Tefsir, 2) buyurulan nebevî hakîkat de bu durumu vurgulamaktadır.

Allah Teâlâ(c.c.)’nın emir ve yasaklarını bildirmesi için vahiy ile beraber bir de vahyin nasıl anlaşılması gerektiğini beyân eden, açıklayan, öğreten bir Peygamber göndermesinin hikmetlerinden birisi de budur; insanı aklın ölçüleri ile başbaşa bırakmamak. Eğer akıl tek başına nassları anlama konusunda yeterli olsaydı Peygambere gerek kalmazdı.

Modernizme, rasyonalizme paçasını kaptırmış modern Müslümanlar ise bu hakîkati yine aklıyla reddedip, aklın tek ölçü, mutlak ölçü olarak yeterli olduğunu düşünüp vahyi anlama konusunda Peygambere gerek olmadığını dile getirmektedirler;
“Tamam biz Peygamberi reddedemeyiz, onun varlığını kabul ediyoruz ama Din konusunda Peygamberin müdahalesi bizim aklımıza hakarettir.” diyerek hazımsızlıklarını dile getiriyorlar her fırsatta. Ve Peygamberi devre dışı bırakıp, aradan kaldırıp vahye aracısız bizzat ulaşabilme gayesiyle, tarihteki fikir atalarını kabirlerinde ters döndürecek şekilde nevzuhûr bâtıl fikirler, yöntemler, şüpheler üretiyorlar, ki bu şüphelerin yanında tarihteki fikir atalarının esâmesi bile okunmaz.
Yaşadığımız bu karanlık dönemde cahil bırakılmış modern Müslümanlar da hakîkate görüntüde benzeyen ve bâtıl görüşlerin peşine vagon oluyorlar kolaylıkla…

İşte asrımızda insanları küfür ve irtidât uçurumuna sürükleyen batı menşeili ve en tehlikeli alicengiz oyunu…

Şükrü Yaşar

Bir Cevap Yazın