Modernist Zevâtın bazı uzantıları (kuyrukları) Ezân-ı Muhammedî’nin Türkçe de okunabileceği safasatasını gündeme taşımaya çalışmıştı yakın zamanda. Ve bu safsatalarını güyâ İmam Ebû Hanîfe(rh.a.)’nin bir sözüyle refere etmeye uğraşmışlar.
Biz de bu meseleye bir açıklık getirelim;

el-Mebsût adlı eserin tercümesinin 72. sayfasında Hasan b. Ziyâd’ın İmam Ebû Hanîfe’den bir nakline yer verilmiş, İmam Ebû Hanîfe’den yapılan nakil şöyle;
“Kişi Ezanı Fars’ça okusa, insanlar onun ezan olduğunu biliyorsa câiz olur, bilmiyorsa olmaz. Çünkü ezandan maksat duyurmadır.”

Gelelim meselenin aslına;
İmam Ebû Hanîfe’ye nisbet edilen bu “zayıf” nakle göre, İmam Ebû Hanîfe orjinal lafzı olan arapça dışında başka bir dilde ezan okunmasını câiz mi görmüştür?
Bu “Farsça ezana cevâz” meselesi, İmam Ebû Hanîfe’nin namazda arapça dışında başka bir dilde kıraât konusundaki ictihâdının bir yansımasıdır. Eğer namazda arapça dışında başka bir dilde kıraât câiz olursa, arapça ezân evleviyetle câiz olur elbette. Ancak birçok Hanefî kaynağında İmam Ebû Hanîfe’nin bu “şazz ictihâdı”ndan döndüğü bilinmektedir. Eğer namazda arapça dışında başka dilde kıraât görüşünden döndü ise (ki kaynaklar bize bunu söylüyor) o halde evleviyetle başka dilde ezan görüşünden de döndüğünü söylemek gerekir doğal olarak. Bazı âlimlere göre, İmam Ebû Hanîfe’nin bu meseledeki görüşünden rücû ettiği sâbit (açık ve net) değildir. Ancak böyle farzetsek bile, bu konudaki ictihâdı bizzat kendi talebeleri olan İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed Şeybânî ve diğer taleberinden hiçbirisi tarafından benimsemediği için, “rücû edilmiş şazz bir ictihâd” olarak kalır.

“Bir müctehidin bir konudaki görüşünü değiştirip başka bir görüşe sahip olması” anlamında “rücû” fıkıh tarihinde ve literatüründe sıklıkla görülen bir vâkıadır.
İmam Ebû Hanîfe’nin kendi ictihâdından döndüğü birçok husus vardır, bunlardan bazıları; “Satıcının Görme Muhayyerliği” meselesi, “ilâ” meselesi, “Kısas Olayına Şahitlik Eden Şahitlerin Şahitlikten Rücû Etmesi” meselesi, “Câriyenin İddeti” meselesi, “Secdede Yalnızca Burnu Yere Değdirmenin Yeterli Olup Olmadığı” meselesi, “Ümmî Kişinin Namaz Esnasında Kur’an Okuyabilir Hale Gelmesi” meselesi, “Ümmü Veled’in Ölmüş Olan Efendisini Yıkaması” meselesi, “Kitabet Akdinde İhtilaf Meydana Gelmesi” meselesi, “Sargılar Üzerine Meshetme” meselesi, “Mudarebe Malından Zekât Alınması” meselesi ve daha da ekleyebileceğimiz bazı meselelerde İmam Ebû Hanîfe’nin ilk görüşünden/ ictihâdından döndüğü sabittir.

İmam Ebû Hanîfe’nin birçok hususta ilk ictihâdından döndüğü anlaşılmış olduğu üzre, biz yine “namazda başka dilde kıraâtin cevâzı” meselesine dönelim;
İmam Serahsî’nin usulünde yer alan açıklamalara göre İmam Ebû Hanîfe’ye göre Arapça okuyabilen bir kimsenin namazda iken başka bir dilde okuması mekruh olmakla birlikte namazı geçerlidir.(Serahsî, Usûlü’s-Serahsî, I, 282.)

İmam Serahsî ne usulünde ne de el-Mebsût adlı eserinde herhangi bir rücûdan bahsetmediği halde sonraki dönem kitaplarından el-Hidâye’de Ebû Hanîfe’nin bu görüşünden döndüğü herhangi bir kaynak zikredilmeksizin “rivayet edilmiştir” şeklinde bir ifadeyle aktarılmış (Merğinânî, el-Hidâye, I, 49.), Fethu’l-Kadîr’de’ de “daha doğru olan rivayet budur” diye bunan daha doğru olan görüş olduğu belirtilmiştir (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr li’l-âcizi’l-fakîr, Dâru’l-fikr, Beyrut, I, 286.). Reddü’l Muhtâr’da da Ebû Hanîfe’nin görüşünden döndüğü kesin bir dille aktarılmıştır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-muhtâr, Dâru’l-fikr, Beyrut,
1992, I, 484.)

Buraya Dikkat !…
Burada bilinmesi ve dikkat edilmesi gereken (ve bizleri hakîkati gizlemekle itham eden zevâtın bilerek ya da cahilliklerinden gözden kaçırdıkları) asıl husus, İmam Ebû Hanîfe’nin bu cevâzı, acziyet durumları için geçerli olduğudur. Yani arapça okunan bir ezanın namaz çağrı olduğunu bilmeyen toplulukların bunu anlaması için kendi dillerinde okunması durumudur. Türkiye’de ise arapça ezanın namaza çağrı olduğunu bilmeyen birileri var mıdır acaba?
Evet, İmam Ebû Hanîfe’nin bu cevâzı, acziyet durumları için geçerlidir. Zira Hanefî fakihlerinden Muhammed b. Fadl el-Buhârî bu tartışmanın namaz esnasında kastı olmaksızın Kur’anî ifadenin manasının diline bir anda dolaşan kimse ekseninde cereyan ettiğini söylemiş ve aksi durumda Kur’an’ı kasıtlı olarak böyle okuyan kişinin ya mecnun ya da zındık olduğunu söylemiştir. Zira Kur’an’ın nazmını ihlal etmek Kur’an’ın kendisini ihlal etmektir.(*)
Ve yine Hanefî fakihlerden İbn Nüceym de, acziyet hali dışında namazda Kur’an’ın başka bir lisanla okunamayacağının ittifaki olduğunu ve İmam Ebu Hanife’nin her halükarda caiz olduğu görüşünden döndüğünü belirterek sahih olan görüşün bu olduğu üzerinde durmaktadır.(**)

İmdi, diyeceğimiz şudur ki; İmam Ebû Hanîfe’den sizin hezeyanlarınıza ekmek çıkmaz, boş yere uğraşmayın.

Şükrü Yaşar


(*) el-Aynî, Muhammed b. Mahmud, el-Binâye şerhu’l-
Hidâye, Daru’l-fikr, Beyrut, 1990, Baskı: II , II /202
(**) İbn Nüceym, Zeynüddin b. İ􀇚brahim, el-Bahru’r-râik,
Daru’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut-Lübnan, 1997, Baskı:
I, I/536

Bir Cevap Yazın